Filiz filiz harelendim dağlara uymak için Kan gölünde kurulandım hayatı duymak için Kavgalara kuyulandım sabaha varmak için Kavgalara kuyulandım sabaha varmak için.
Kekik kokusu duydum Kekik kokusu koynunda huysuz gecenin Uyandım birdenbire Haydi dedim yüreğim gidelim bu şehirden Bu şehir koparmak istiyor beni özlemlerimden Yorgunum; Çünkü yorgunluğumun yaşamak gibi bir anlamı var Yine de yaşamaktan duyduğum mutluluğun tadına Düşmanlarım ulaşamazlar...
Katarlar gelir geçer bir geceden bir geceye Yüreğim yare yare iz bırakır bin acıya Gün olur şafaklanır karanlıklar bin parçaya Gün olur şafaklanır karanlıklar bin parçaya.
Denizlerde dalgalandım taşları oymak için Doruklara sevdalandım ışığa doymak için Irmaklarda durulandım dağları duymak için Irmaklarda durulandım dağları duymak için.
Bir kuş çiz yavrum yüzüme gözyaşınla Bir kuş tel tel kirpiklerim kanat olsun Bir kuş çırpınan kalbi dudağımda Bir kuş yavrum sıcaklığın beni bulsun. Bahar gelmiş balam benim Bahar gelmiş dayanmış Dalda yaprak bebeciğim Suda köpük uyanmış Kuzulara özenmiş kızım benim Körpe sesler dinlenmiş Ay ışığında yanmış yavrucuğum Onun için beyazmış.
Şarkılar gelir geçer bir heceden bir heceye Yüreğim yare yare yankılanır bin acıya Gün olur ufalanır karanlıklar bin parçaya Gün olur ufalanır karanlıklar bin parçaya
With pearls in his eyes and pain in his heart The little child is crying being lost in darkness You mightn’t have a house or parents You mightn’t have anybody, you might have been scorned Whatever happens and happens The time and the days will pass One day might come and you might be consoled little child.
With pearls in his eyes and pain in his heart The little child is crying being lost in darkness You’d had various troubles making you get lost Strangers had taken the little money you deserve Whatever happens and happens The time and the days will pass One day might come and you might be consoled little child.
Zindan iki hece Mehmetim lafta ! Baba katiliyle baban bir safta! Bir de geri adam boynunda yafta... Halimi düşünüp yanma Mehmed' im! Kavuşmak mı?... Belki... Daha ölmedim!
Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli, Kırmızı tuğlalar altı köşeli. Bu yolda tutuktur hapse düşeli... Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak. Ne ayak dayanır buna, ne tırnak
Bir alem ki, gökler boru içinde! Akıl almazların zoru içinde. Üstüste sorular soru içinde: Düşün mü, unut mu, sus mu, konuş mu? Buradan insan mı çıkar, tabut mu?
Bir idamlık Ali vardı, asıldı Kaydını düştüler, mühür basıldı. Geçti gitti, bir kaç günlük fasıldı. Ondan kalan, boynu bükük ve sefil; Bahçeye diktiği üç beş karanfil...
Müdür bey dert dinler bu gün 'maruzat'! Çatık kaş... Hükümet dedikleri zat... Beni Allah tutmuş kim ede azat? Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem... Anlamaz ruhuma geçti bilekçem!
Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil; Sayım var, maltada hizaya dizil! Tek yekün içinde yazıl ve çizil! İnsanlar zindan da birer kemiyet Urbalarla kemik, mintanlarla et.
Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat; Zift dolu gözlerde kat kat... Yalnız seccademin yüzünde şefkat; Beni kimsecikler okşamaz madem; Öp beni anlımdan, sen öp seccadem!
Çaycı, getir ilaç kokulu çaydan! Dakika düşelim senelik paydan! Zindanda dakika farksızdır aydan. Karıştır çayını zaman erisin; Köpük köpük, Duman duman erisin!
Peykeler duvara mıhlı peykeler; Duvarda, başlardan, yağlı lekeler, Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler Duvar katil duvar, yolumu biçtin! Kanla dolu sünger... beynimi içtin!
Sükut... kıvrım kıvrım uzaklık uzar; Tek nokta seçemez Dünyadan nazar. Yer yüzü boşaldı, habersiz miyiz? Güneşe göç varda kalan biz miyiz?
Ses demir, su demir ve ekmek demir... İstersen demirde muhali kemir, Ne gelirki elde kader bu emir... Garip pencerecik, küçük, daracık; Dünyaya kapalı, Allah'a açık.
Dua dua, eller karıncalanmış; Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış. Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış... Bir soluk, bir tütsü bir uçan buğu İplik ki incecik, örer boşluğu.
Ana rahmi dahi şu bizim koğuş; Karanlığındadır, yeniden doğuş... Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş! Sen bir devsin yükü ağırdır devin! Kalk ayağa dim dik doğrul ve sevin!
Mehmed'im sevinin başlar yüksekte! Ölsekte sevinin, eve dönsek de! Sanma bu teker kalır tümsekte! Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir! Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
Arkadaşlar.. Yukarıda okumuş olduğunuz dörtlüğü Yavuz Sultan Selim İran Şahı, Şah İsmail' e yazmıştır. Şiirde enteresan bi ölçü mevcuttur. Bu şiirin şifresini çözen lütfen yorum yazsın. Çözebilene gofret hediye :)))
Sular yükselince balıklar karıncaları, çekilince karıncalar balıkları yer. Kimse bu gününe güvenmesin. Kimin kimi yiyeceğine suyun akışı karar verir...