Yalansız, dolansız.... - Blogcu

Yalansız, dolansız....

3/8/2008 - ÇANAKKALE SAVAŞLARI (Çanakkale'ye tatil yapmaya giden bir dostum tarafından hazırlanmıştır)

Kategori: Tarih

Çanakkale Savaşları, I. Dünya Savaşı sırasında 1915-1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası'nda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve kara savaşlarıdır. Bu savaş sonunda Çanakklae' de birçok destanlar oluşmuş, itilaf devletleri yenilerek geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Tarih: 19 Şubat 1915-9 Ocak 1916 Yer: Gelibolu Yarımadası Sonuç: Osmanlı Devleti kazandı. Savaş nedeni: İstanbul alınarak Osmanlı İmparatorluğu'nun saf dışı bırakılmak istenmesi.

Taraflar

Britanya İmparatorluğu
Fransa
Hindistan
Avustralya
Yeni Zelanda
Newfoundland
Senegal

Osmanlı Devleti

Kumandanlar
Sir lan Hamilton Otto Liman von Sanders

Güçler
6 tümen (başlangıçta)
14 tümen (sonunda) 5 tümen (başlangıçta)
14 tümen (sonunda)

Savaş öncesi

Osmanlı İmparatorluğu 2 Ağustos 1914 tarihinde Almanya ile, İttifak Devletleri safında yer almak üzere bir antlaşma imzalamıştı. Ancak bu antlaşma, Osmanlı İmparatorluğu’nun savaş hazırlıkları henüz başlamadığı için gizli tutulmuştu. Osmanlı İmparatorluğu bu antlaşmanın hemen ertesinde seferberlik hazırlıklarına başlamıştır.



Akdeniz’de İngiliz donanması önünden çekilen Alman SMS Goeben ve SMS Breslau ağır kruvazörlerinin, Amiral Souchon komutasında 10 Ağustos 1914 günü Çanakkale Boğazı’nı geçerek İstanbul’a gelmeleri büyük bir gerginlik yaratmıştı çünkü, Osmanlı İmparatorluğu, Boğazlar Antlaşması gereği tüm savaş gemilerine kapalı tutmaktadır. Alman Donanması’na bağlı bu gemilerin Boğazdan geçişine izin verilerek ayrıcalık yapılması, savaş nedeni sayılmaktadır. Ancak Osmanlı İmparatorluğu, bu gemilerin Almanya’dan satın alındığını açıklayarak gerginliği ertelemiştir. Sözkonusu gemiler 16 Ağustos 1914 tarihinde Yavuz ve Midilli adlarıyla Osmanlı Donanması’na katılmışlardı. Bu gemilerdeki Alman mürettebat, Osmanlı Donanması’na ait subay ve erat üniformaları giyerek gemilerdeki görevlerini sürdürmüşler, Amiral Souchon ise Osmanlı Donanması Komutanlığı’na getirilmişti.

Yavuz ve Midilli’nin de içinde bulunduğu bir Osmanlı filosunun Amiral Souchon komutasında 27 Ekim 1914 günü Karadeniz kıyılarındaki Rus limanlarını bombalamaları ardından hem Rusya hem de İngiltere Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etmiştir.

Savaş nedeni

Batı Cephesi’nde 1914 yılının Eylül ayı sonlarında Alman orduları, Fransız-İngiliz savunmasını yaramamışlar, tüm Batı Cephesi’nde cepheler kilitlenmişti. Bu durum Almanya açısından Batı Cephesi’ndeki savaşın kısa sürede bitmeyeceği anlamına geliyordu. Oysa Alman savaş planı (Schlieffen Planı), ilk adımda Batı Cephesi’nde kısa sürede Fransız-İngiliz kuvvetlerinin yenilgiye uğratılması, ikinci adımda ise tüm kuvvetlerin Doğu’ya kaydırılarak Rusya’nın savaş dışı bırakılması esasına dayanıyordu. Schlieffen Planındaki bu sapma ardından Almanya, önce Rusya’yı savaş dışı bırakmak, Doğu’da serbest kalan kuvveyleri ile Batı Cephesi’ne yeniden yüklenmek istemişti. Osmanlı 3. Ordu’sunun Kafkasya bölgesindeki Kasım – 1914 ayı başlarındaki taarruzları bu planın hazırlık aşamalarından biriydi.

Avrupa cephelerindeki bu gelişmeler, İngiltere ve Fransa’nın müttefikleri Rusya’yı desteklemek zorunda bırakmıştı. Zaten Rusya, Almanya üzerinde yeterince güçlü bir baskı yaratamamaktaydı. Kısıtlı endüstriyel kapasitesi dolayısıyla İngiliz ve Fransız desteğine gerek duymaktadır. Fransa ve İngiltere’nin bu desteği sağlaması için olası dört yol vardır. Kuzey ulaşım hatlarından ikisi olanaksızdır. Kuzey Buz Denizi, yılın çok büyük bölümünde donmuş olduğundan deniz ulaşımına olanak vermemektedir, Baltık Denizi ise Alman Donanması’nın denetimindedir. Orta ulaşım yolu olan Avrupa karayolu ise Alman denetimindedir. Olası dördüncü yol ise Osmanlı İmparatorluğu’nun denetiminde bulunan Çanakkale ve İstanbul boğazlarının oluşturduğu denizyoludur. Çok yakın geçmişte, Balkan Savaşı’nda, Trablusgarp Savaşı’nda ve Sarıkamış Harekatı’nda ağır yenilgiler almış olan Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri gücü, İtilaf Devletleri’nce zaten yetersiz olarak değerlendirilmektedir. Eğer Boğazlar askeri olarak kontrol altına alınabilirse, Rusya’nın desteklenmesi olanaklıdır.

Gerçekten de Rusya, Kasım ayı başlarında müttefiklerinden Çanakkale Boğazı’na göstermelik de olsa bir saldırı yapılmasını istemişti. Böylece Kafkasya’da Osmanlı ordusunun baskısı hafifleyecekti.

Öte yandan Rusya direnmeyi sürdürecek olursa, Almanya’nın Batı Cephesi’nde yeni bir taarruza kalkışma olanağı da pek yoktur. Bu tesbit, özellikle İngiliz yüksek komutanlığının, Batı Cephesi’ndeki kuvvetlerin bir bölümünün burada atıl tutulup tutulmadığının sorgulanmasına yol açmıştır. Ayrıca İngiliz Donanması da yeterince etkili kullanılmamaktadır. Böylece Batı Cephesi’nden alınacak bir kısım kuvvetle donanmanın işbirliği ile daha etkili ve sonuç alıcı bir harekata girişilmesi yolları aranmaya başlandı. Sonuçta Boğazlar’a yönelik bir operasyon planı üzerinde tartışılmaya başlanmıştır.

Rusya ile bağlantının bu şekilde, Boğazlar’ın kontrolünün sağlanarak sonuçlandırılması, Osmanlı Devleti’nin başkenti olan İstanbul’un da işgalini kaçınılmaz olarak gerektirmektedir. İkisi, aynı anda gerçekleşecek sonuçlardır. Çanakkale Boğazı’ndan geçilerek İstanbul’un işgalinin İtilaf Devletleri açısından diğer stratejik sonuçları şunlardır.

Osmanlı Devleti savaş dışı bırakılmış olmakla, Almanya savaşın başlarında bir müttefikini kaybetmiş olacaktır.
Osmanlının kontrolünde olan Süveyş Kanalı, dolayısıyla İngiltere’nin Uzakdoğu ulaşım yolunun güven altına alınması sağlanmış olacaktır.
Osmanlı Devleti’nin savaş dışı bırakılması, ve müslüman ülkeler nezdinde İtilaf Devletleri lehine oluşturacağı kazanımlar açısından da önem arz etmektedir. Müslüman ülkelerin gerek Orta Doğu’da gerekse de Uzak Doğu’da İngiliz hakimiyetine karşı dirence zayıflamış olacaktır.
Balkan devletleri, hemen doğudaki Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesi ve bunu İtilaf Devletleri’nin başarması üzerine, doğal olarak İtilaf Devletleri safında savaşa katılmaları yönünde etken olacaktır. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması, Balkan devletlerinin bölgedeki hesaplarına ulaşabilmeleri yönündeki en önemli engeli ortadan kaldırmış olacak ve bu durum, İtilaf devletlerinin bir hediyesi sayılacaktır.
Rusya ile Karadeniz üzerinden deniz ulaşımının açılması özellikle önemlidir. Osmanlı İmparatorluğu'nun Boğazları her türlü deniz trafiğine kapatması sonucu, Rusya ile İngiltere ve Fransa arasındaki ticari ilişkiler de durma noktasına gelmiştir. Pek çok ticari gemi, Karadeniz'deki Rus limanlarında beklemektedir, Avrupa'da buğday fiyatları yükselirken ucuz Rus buğdayı ithal edilememekte, muazzam ticari karlardan mahrum kalınmaktadır. Kısacası Boğazların kapanması, İngiliz ve Fransız firmaları için büyük kar kaybı getirmektedir.

Gelibolu Şehitler Anıtı

İngiltere ve Fransa ile Osmanlı ve Alman orduları arasında geçen ve iki taraftan toplam 500,000'den fazla insanın "kaybına" (ölüm, firar, esir, sakatlanma ve hastalıklar) neden olan savaşın ardından İtilaf Devletleri Çanakkale Boğazı'nı geçememiş, İstanbul'u işgal edememiş, Rusya'da zorda kalan çarlık rejimi devrilmiş ve I. Dünya Savaşı 2 yıl uzamıştır.Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz:

1- Çanakkale Zaferi, müttefikleriyle Rusya'nın irtibatını önlemiş, dolayısıyla savaş iki yıl uzamış, bu arada çıkan Bolşevik ihtilali ile Rusya savaş dışı kalmıştır. Bu durum ihtilal Rusyası ile müttefiklerini birbirinden ayırmış, kurtuluş savaşı yıllarında kuzeyde güvenliğimizi sağlamış ve zafere ulaşmamızı kolaşlaştırmıştır. 2- Bu savaşlar, İngiliz ve Fransız kuvvetlerini Gelibolu Yarımadasına bağlamış, Almanya ve müttefiklerinin yükleri azalmıştır. 3- Düşmana çok büyük insan ve malzeme zayiatı verdirilmiştir. 4- Türk ordusunun zaferi, İngiltere ve Fransa'nın sömürgelerindeki prestjlerine bir darbe, esir milletlere bir ümit ve istiklal ışığı olmuştur. 5- Çanakkale Zaferi, Türk askerinin direnme gücünün, fedakarlık ruhunun ve vatanseverlik şuurunun bir abidesidir. Harpten önce kıymeti üzerinde tereddüt edilen Türk ordusu, iyi sevk ve idare edildiği zaman ehliyetli ellerde, binbir yokluk ve zarurete rağmen neler yapmaya muktedir olduğunu dünyaya göstermiş ve Balkan yenilgisinin kara lekesini tertemiz kanıyla silmiştir. 6- Bilindiği gibi, büyük hadiseler olağanüstü şahsiyetleri, büyük ve müstesna kabiliyetleri meydana çıkarmaktadır. Mustafa Kemal'in ortaya çıkışında Çanakkale savaşları kader tayin edici bir merhale olarak gözümüze çarpmaktadır. 7- Çanakkale Zaferleri, Mustafa KEMAL'in ordu içinde olduğu kadar tüm milletçe de tanınmasına vesile olmuştur. Bu suretle Türk Milleti, 1966'dan beri makus istikamette gelişen talihini yenecek olan liderlerini bulmuştur. Ordu ve millet, Anafartalar Kahramanı'nın bu işte bu güven, ATATÜRK'ün Milli Mücadele'yi zaferle sonuçlandırmasında genç, dinamik ve yepyeni modern bir devlet kurmasında en büyük ilham ve kuvvet kaynağı olmuştur. 8- Çanakkale, Milli mücadelenin bir nevi başlangıcı sayılmaktadır. Çanakkale, Türk'ün vatanseverliğinin, cesaretinin, mücadele azminin ve kahramanlığının sembolüdür.

Savaşın aşamaları

Savaşlar, 18 Mart 1915'e kadar yapılan Deniz savaşları ve sonrasındaki kara savaşları olmak üzere iki ana bölüme ayrılır.

Çanakkale Deniz Savaşları
Çanakkale Deniz Savaşları, I. Dünya Savaşı'nda İtilaf Devletleri donanmaları ile savunmada kalan Osmanlı Devleti donanması ve kara topçusu arasında 1915 yılında Çanakkale Boğazı'nda meydana gelen savaşlardır. 18 Mart 1915 günü savaştaki en şiddetli çatışmalar yaşandı. Deniz Savaşı'nın fikir babası Winston Churchill'in planı; Boğazları donanma ile geçerek Osmanlı'yı savaştan saf dışı bırakmak ve aynı zamanda Bolşeviklerin baskı uyguladıkları Rus Çarlığı'na yardım etmekti. Churchill bu planı Akdeniz filo komutanı Amiral Carden'den de destek bulunca plan İngiliz meclisinden geçti. Zamanın en ileri teknolojisine sahip olan İngiliz donanması tarihinde hiçbir yenilgi almamıştı. Fransa'nın desteği ile dünyanın en büyük donanmasını oluşturuyordu. Bu donanmaya yenilmez armada ismi takılmıştı.

Harekat planını gösteren harita

Osmanlı ordusu ise boğazı savunmak için Almanlara mayın döşetmişti. Bu mayınlar genişliği 1,5 km ile boğazın en dar yeri olan Soğandere-Dardanos önlerinden güneye doğru sıralıydı. 10 mayın hattı kurulmuştu. Bu hatlarda toplam 225 mayın bulunmaktaydı. Kıyılarda bu hatları koruyacak gizli obüs bataryaları hazırlanmıştı. Savunma temelde topçu bataryalarına dayanmaktaydı. Bu toplardan çoğu oldukça eskiydi. En iyilerinin bile atış menzili 7-8 km civarındaydı. Boğazın girişinde Rumeli'de Seddülbahir ve Ertuğrul tabyaları, Anadolu'da Kumkale ve Orhaniye tabyaları bulunuyordu. Anadolu yakasında Kepez burnuna, Rumeli de ise Kilitbahir'e kadar topçu savunmasını ağırlıklı olarak seyyar tabyalar (havanlar, toplar, obüsler) üstlenmişti. Kepez altında Dardanos sabit tabyası Kepezden sonra iki yakada Mecidiye ve Hamidiye tabyaları, Kilitbahir, Namazgâh ve Havuzlar tabyaları bulunuyordu. Ayrıca denizaltılar için boğaza ağlar gerilmişti.

Savaş başlıyor
3 Kasım 1915 tarihinde 28 gemilik İngiliz-Fransız filosundan ilk atışı Cornwallis adlı zırhlı yaptı. 28 gemi, boğazın dış tabyalarını 17 dakika süren top ateşine tuttu. Bu bombardıman sırasında Seddülbahir tabyası büyük hasar gördü. 19 Şubat günü çok sayıda gemiyle bombardıman başladı. Osmanlı topları, menzilleri kısa olduğu için karşılık veremiyordu. Ancak saat 12'den sonra gemiler kıyıya yaklaşarak
7 km.den ateşe başlayınca bataryalar karşılık vermeye başladı. Gemilerden ikisi hasar gördü. Amiral Carden saat 17.30 da geri çekilme emri verdi. Bozan hava sebebiyle 25 Şubat'a kadar saldırı olmadı. 25 Şubat günü dış tabyalar tahrip edildi. 18 Mart'a kadar geçen sürede Rumeli yakasında Seddülbahir ve Ertuğrul tabyaları ile Anadolu yakasında Kumkale ve Orhaniye tabyaları tahrip edildi. 17 Mart'ta Amiral Carden sinirleri bozulduğu için görevden ayrıldı yerine Amiral De Robeck atandı. 18 Mart günü bir saldırı planlandı. Bu plana göre 3 filo oluşturulacak;

1. Filo : Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson, Inflexible
2. Filo : Albion, Swiftsure, Magestic, Ocean, Cornwallis, Irresistible, Vangeance, Canopius, Prince George
3. Filo (Fransızlar) : Bouvet, Gaulois, Suffren, Charlmagne

ve bu filoların iki hat oluşturarak kıyıları bombardıman altında tutmaları ve bu sırada da mayın temizleyicilerin çalışması sağlanacaktı. 18 Mart'tan önce mayın tarama gemileri yoğun faaliyet göstererek mayınların bir bölümünü toplamışlardı. Ancak Mesudiye-Soğanlıdere hattından Çimenlik'e kadar olan bölge mayından temizlenemedi. Bu arada 17 Mart'ı 18 Mart'a bağlayan gece Nusrat Mayın Gemisi Karanlık Liman'ın kuzeyine 26 mayından oluşan bir mayın hattı döşemeyi başardı.

18 Mart Harekâtı
18 Mart 1915 sabahı saat 10:30'da Agamemnon komutanlığında 1. Filo, A hattını oluşturarak ve arkadan 2. Filo tarafından desteklenerek boğaza girdi. Saat 11.00'den itibaren yaklaşık 13.000 metreden tabyaları topa tuttu. Toplam 506 topa karşılık savunmada sadece 150 top vardı. Menzili yetmediği için tabyalardan karşılık verilemedi. Filo biraz daha ilerledi ve tabyaların, özellikle de hareketli olanların menziline girdiğinde karşı ateş başladı, Agamemnon ve Inflexible yara aldı. Donanmanın ateşi yoğun olmasına karşın isabetli değildi çünkü, çeşitli yanıltma yöntemleri ve yer değişimi uygulanıyordu. Bu aşamada Kepez'den karşıya olan ilk mayın hattının temizlenmesi planlanmasına rağmen buraya yanaşılamadı bile. Saat 12.30'da 3.filo (Fransız) B hattı öndeki gemilere yaklaşarak kıyılara ateş açtı. A hattının iki yanından geçerek ön hattı oluşturdular. Bu arada tabyalardan ateş devam ediyordu ayrıca gemiler ilerleyerek Çanakkale ve Kilitbahir tabyalarının da menziline girmiş, ateş altında kalmışlardı. Saat 14.00 civarında Türk tabyalarının ateşi biraz azaldığı için Amiral Robeck, 2. filonun gelerek en öndeki 3. filo gemileri ile yer değiştirmesini istedi. Bu manevra esnasında Erenköy körfezine giren gemiler Nusrat'in mayınlarına çarptılar. Bouvet mayına çarparak 10 dakika içinde sulara gömüldü. Yardıma giden Ocean ve Irresistible, mayın ve top yarası alarak terkedildi, mürettebatları diğer gemilerce kurtarıldı. Gaulois, Suffren, Agamemnon ağır hasar almış, Charlemagne da hafif yaralanmıştı. İlk mayın hatlarına bile erişemeden, dış savunma hattı düzeyini bile hizalayamadan bu hâle düşen Birleşik Donanma büyük bir panik yaşadı ve saat 17:45'te, De Robeck geri çekilme emri verdi. Donanma hızla boğazı terkederek Bozcaada'ya doğru çekildi. Irresistible ve Ocean da gece çökerken battılar. Bu, müttefiklerinin yardımına rağmen İngiliz Kraliyet Donanması'nın Trafalgar Savaşı'ndan beri yaşadığı en büyük yenilgiydi.

Savaşın sonu
6 saat 45 dakika süren bombardıman sonucu iki İngiliz, bir Fransız zırhlısı battı, bir İngiliz, iki Fransız zırhlısı ağır yara aldı, üç gemi karaya oturdu. Osmanlı tarafındaki kayıp ise kırkdört şehit, yetmiş yaralı, sekiz top idi.

Donanma boğazdan geçemeyince kara harekâtı gündeme geldi. Müttefikler planlarını düzenlediler, hazırlıklarını yaptılar. Malta'dan, İngiltere'den, Fransa'dan, Mısır'dan gelen askerler Limni adasında toplandılar.

Denizaltı harekâtları
İngiliz denizaltıları, 1914 yılından itibaren, asıl savaş henüz başlatılmadan, saldırıya geçmişlerdir. 13 Aralık gününde, İngiliz denizaltı B11, Çanakkale Boğazı'na girmiş ve 1874 yapımı, Sarı Sığlar koyunda demirlemiş Mesudiye adlı Türk savaş gemisine saldırmıştır. Gemi su almış ancak batmamıştır, 673 kişilik mürettebatının çoğunluğu gemi gövdesini delerek kurtarılmıştır.

Fransız denizaltı saldırıları da savaşın resmî başlangıcından önce gerçekleşmiştir. 5 Ocak, 1915 tarihinde Fransız denizaltı Saphir Nara Burnu'na kadar ulaşmış ve sonrasında batırılmıştır. Mürettebatından 14 kişi yaşamını yitirmiş ve 13'ü Türk ordusu tarafından tutsak edilmiştir.

17 Nisan gününde, İngiliz denizaltı E15 boğazı geçmeye çalışmış, ancak çok derinden ilerlemesi nedeniyle, akıntıya kapılmış ve Kepez Burnu çevresinde topçu ateşi ile batırılmıştır.

Boğazı geçmeyi başaran ilk denizaltı Avustralyalı AE2'dir. 26 Nisan'da, işgal ordusu İlyas Burnu ve Anzak Koyu'na çıkartma yaptığı esnada, AE2 boğazda ilerlemiş, ve saldırı denemelerine rağmen, 3 gün sonra, Türk torpido botları tarafından Erdek Körfezi'nde batırılmıştır. Boğazı geçen ikinci denizaltı, İngiliz E14, Marmara Denizi'ne ulaşmış ve 3 hafta boyunca saldırılarda bulunmuştur. E11 ise, Barbaros Hayrettin adlı savaş gemisine saldırmıştır.

Denizaltı mürettebatları tarafından Küçükçekmece çevresindeki demiryollarına yapılan saldırıların yanı sıra, Fransız denizaltı Joule 1 Mayıs günü boğaza girmeyi denemiş ancak mayına çarparak batmıştır. 27 Temmuz'da tekrar Mariotte ile denenmiş ancak yine başarısız olmuşlardır. Marmara Denizi'ne ulaşan ilk Fransız denizaltı Turqoise 30 Ekim'de mürettebatı ve harekât ile ilgili belgeler ile birlikte Türk ordusu tarafından tutsak edilmiştir. Denizaltına, Fransız kaptanı teslim olmaya zorlayan Onbaşı Müstecip'in adı verilmiştir.

Nusrat Mayın Gemisi
Nusrat Mayın Gemisi, İttihat ve Terakki Partisi'nin bir üyesi olan Albay Cevat tarafından yönlendirilerek boğazın çeşitli kısımlarına mayınlar döşemiştir. Fakat bu mayınların İngiliz gemileri tarafından farkedilip imha edilmesi ve Boğaz güvenliğini sağlamakla görevli olan kıyıdaki topçu bataryalarını bombalaması sonucu Boğaz'daki hareketlerinin rahatlaması üzerine, Albay Cevat bir gözlem yapmış ve İngiliz gemilerinin boğazdan girip kıyıları bombaladıktan sonra karanlık liman denilen yerden çıktıklarını belirlemiştir. Bunun üzerine Nusrat Mayın Gemisi bu limana toplam 26 adet mayın döşemiş ve bu mayınların bulunmaması için mayınları ters yerleştirmiştir. Nitekim İngilizler bu mayınları bulamamış ve İngiliz donanmasının en büyük gemilerinden ikisi batmış ve ikisi de ağır hasar alarak iş görmez hâle gelmiştir. Bu durum, muhtemelen savaşın kaderini ve gidişatını etkileyen ve İtilaf Devletleri'ni deniz harekâtından caydıran en büyük etken olmuştur.

Çanakkale Savaşları Kara Harekatı
Çanakkale Kara Savaşları, Çanakkale Deniz Savaşlarının amaçlarına ulaşamaması üzerine, ağırlıklı olarak Gelibolu Yarımadasında yapılan çeşitli çıkartma operasyonları ve bunun devamındaki savaşlardır.

Savaş nedeni
İngiliz-Fransız Birleşik Donanma’sının 18 Mart 1915 tarihinde Çanakkale Boğazı’nı geçme ve İstanbul’u işgal girişimi, Türk tarafının kıyı topçu bataryalarının etkili ateşi ve boğazdaki mayın hatları nedeniyle başarısızlığa uğramıştı. Bunun üzerine bir kara harekatıyla İstanbul’un işgali yönünde yeni bir savaş planı oluşturulmuştur.

Esasen 1 Mart 1915 tarihinde Yunan Hükümeti, Gelibolu Yarımadasının işgal edilerek bu yolla İstanbul üzerine yürünmesi şeklindeki bir savaş planını İngiliz yetkililere iletmiş ve bu operasyon için üç tümen tahsis edebileceğini bildirmişti. Ancak İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener, o tarihlerde bir kara harekatına kuvvet ayırmak yerine Çanakkale Boğazı’ndaki Türk kıyı topçusunu deniz topçusu ile imha ederek bu denizyolunu açmayı ve doğrudan İstanbul’a bir çıkartma yapmayı uygun bulmuştu. Dahası Çarlık Rusyası da bu operasyona Yunan birliklerinin katılmasına kesinlikle karşı çıkmıştır.

Ancak bölgedeki incelemelerinin sonucunda Lord Kitchener’e 5 Mart 1915 tarihinde bir rapor sunan General William Birdwood, bu raporunda bir deniz harekatının başarı şansı olmadığını, deniz harekatının Gelibolu Yarımadası’na yapılacak bir çıkartma harekatıyla desteklenmesi gerektiğini belirtmektedir. Bu rapor üzerine Lord Kitchener, 10 Mart 1915 tarihinde seçkin bir birlik olan İngiliz 29. Tümeni’nin Gelibolu Yarımadasına yapılacak bir çıkartma ile görevlendirdiğini bildirmiştir. Gelibolu’daki çıkartma için tertiplenen Akdeniz Sefer Kuvveti’nin komutanlığına da General Sır Ian Hamilton atanmıştır.

Savaş planları ve kuvvetler

İngiliz tarafı
General Hamilton emrine verilen kuvvetler ve savaşçı mevcutları şöyledir.

Azak Kolordusu 25.700
29. İngiliz Tümeni 17.000
1. Fransız Tümeni 16.700
1. İngiliz Deniz Piyade Tümeni 10.800
Anzak Tugayı 4.800
Böylece harekat için 75 bin kişilik bir kuvvet oluşturulmuştur.

General Hamilton, Gelibolu Yarımadasındaki çeşitli çıkarma alanlarına kuvvet çıkartarak yarımadanın denetimini, böylece Türk kıyı topçusunu etkisiz hale getirmeyi amaçlamıştır. Bunun için iki ana çıkartma bölgesi belirlenmiştir. Bunlardan biri, yarımadanın en güney ucu olan ve Seddülbahir olarak bilinen bölge, diğeri ise daha kuzeydeki Kabatepe-Küçük Arıburnu arasındaki kumsaldır. Bu iki çıkartma bölgesinden Seddülbahir’e ağırlık verilmiştir. Seddülbahir bölgesine ağırlık verilmesi üç taraftan da donanma topçu ateşiyle desteklenebilir bir bölge olmasındandı.

General Hamilton Seddülbahir Cephesi çıkartmaları için Seddülbahir bölgesinde beş ayrı kumsal belirlemişti.

Sığırini (Morto) koyu – Hisarlık Burnu
Ertuğrul Koyu
Tekekoyu
İkizkoyu
Zığındere
Bu kumsallar için iki İngiliz, bir Fransız tümeni ile bir Hint tugayı tahsis etmiştir.

Arıburnu Çıkartması için ise iki tümenden oluşan Anzak Kolordusu tahsis edilmiştir.

Seddülbahir Cephesi’ne çıkarılan birliklerin hedefi, Gelibolu Yarımadası’nın güney bölgesinin taktik derinliğindeki Alçıtepe bloğu’nun ele geçirilmesidir. Bu birliklerin ileri harekatı derinlikte birleşerek Kirte Köyü hattından Alçıtepe bloğu ele geçirilecek, Arıburnu Cephesi’ne çıkan birlikler ise Conkbayırı-Kocaçimentepe hattından Maltepe bölgesinin ele geçirilmesiyle Seddülbahir Cephesi’nin Türk kuvvetlerince takviyesi önlenecektir. Alçıtepe, ilk günün hedefi olarak belirlenmiştir, Seddülbahir’den 10 km. ve Zığındere’den 5 km. mesafededir.

Arıburnu Cephesi kuvvetlerine verilen taktik hedef ise Kocaçimen tepe üzerinden Eceabat'ta sahile ulaşarak Seddülbahir Cephesi'ndeki Türk kuvvetlerinin geri bağlantısını kesmektir.

Türk tarafı
Deniz harekatının başarısızlığı ardından (18 Mart 1915) bir kara harekatına girişileceği ve bu harekatın Gelibolu Yarımadası’nı hedef alacağını öngörüsü, mantık gereği olarak bile neredeyse kesinlik kazanmıştır. Kaldı ki 1915 yılının Nisan ayı başlarından itibaren Hamilton’un kuvvetleri Mısır’da toplanmaya başladığında bölgedeki Osmanlı istihbaratı, birliklerin mevcutları, komutanları, silah ve donanımları hakkında ayrıntılı bilgiler edinmeye başlamıştır.

14 Aralık 1914 tarihinde 42 kişilik bir subay gurubuyla İstanbul’a gelen ve Enver Paşa tarafından 1. Ordu Komutanlığı’na atanmış olan Alman Danışma Kurulu Başkanı Mareşal Liman Von Sanders, yeni teşkil edilen ve bölgeyi savunmakla görevli 5. Ordu komutanlığına 24 Mart 1915 tarihinde atanmıştır. Dolayısıyla bölgenin savunmasından sorumlu olan 3. Kolordu da Mareşalin emrine girmiştir. 5. Ordu’nun bir Alman mareşali komutasına verilmesi, Almanya ile Osmanlı Devleti arasında yapılmış olan antlaşmanın gereği olarak Almanya tarafından talep edilmişti.

Mareşal Sanders’in savunma planı, Hamilton’un taarruz planıyla örtüşmemektedir. Mareşal Sanders, çıkartmaların Saroz Körfezi kıyılarına yapılacağını hesaplamaktadır ve 5. Ordu’nun ana kuvvetlerini bu bölgede toplamıştır. Saros Körfezi, Gelibolu Yarımadası’nın en dar bölgesidir. Buradan yapılacak bir çıkartmanın, yarımadayı savunan Türk birliklerinin geri çekilme ve kara ikmal hattını kesmesi olasıdır. Ayrıca Mareşal Sanders’in savunma planı, elindeki kuvvetlerin önemli bir bölümünü geride, yedekte tutarak çıkartma kuvvetlerine ileri harekatları sırasında taarruz etmeyi öngören, savunma ağırlıklı, temkinli bir plandır.

Türk komutanlar ise, çıkartmadan sonra, çıkartma kuvvetlerinin sahillerde elde edecekleri köprübaşlarıyla yoğun olarak takviye alacaklarını, gerekli tahkimatı yapacakları, dolayısıyla bu tahkimatlardan sökülüp atılmalarının çok güç olacağını düşünmektedirler. Onlara göre etkin bir savunma, hemen sahilde, daha çıkartma harekatı sırasında yapılmalı, karşı tarafın kıyıda bir köprübaşı oluşturması önlenmelidir.

5. Ordu, üç Tümenli 3. Kolordu ve iki tümenli 15. Kolordulardan oluşmaktadır. Ayrıca ordu karargahına bağlı 19. Tümen, 1. Süvari Tugayı, bir piyade alayı ve dört Jandarma taburu bulunmaktadır. Toplam savaşçı sayısı 84 bindir. Bu kolorduların bünyesindeki tümenler ve komutanları şöyledir.

3. Kolordu
5. Tümen. Saroz bölgesi. Komutanı Yarbay Hasan Basri Bey.
7. Tümen. Bolayır bölgesi. Komutanı Albay Halil Bey.
9. Tümen. Gelibolu Yarımadası’nın güney bölümü. Seddülbahir ve Arıburnu Cepheleri. Komutanı Albay Halil Sami Bey.
15. Kolordu
3. Tümen. Kumkale bölgesi. Komutanı Albay Nicolai.
11. Tümen. Beşige bölgesi. Komutanı Albay Refet Bey.
19. Tümen. Eceabat bölgesi. Komutanı Yarbay Mustafa Kemal Bey.
Gelibolu Yarımadası’ndaki Türk savunma kuvvetlerinin, Çanakkale Savaşları süresince, kara ve deniz olmak üzere iki ana ikmal hattı vardır. Kara ikmal hattı, İstanbul’dan bölgeye en yakın olan Uzunköprü’ye kadar yaklaşık
250 km.lik bir demiryolu hattı ve devamında 165 km.lik bir stabilize yoldur. Türk tarafına yeterli motorlu nakliye aracı olmadığından, personel bu yolu yaya olarak geçmek durumundadır. Her türlü ikmal malzemesi de öküz ya da at arabalarıyla taşınacaktır. Ayrıca bu yolun bir bölümü gündüz saatlerinde Saroz Körfezi’ndeki Birleşik Donanma’nın ateşi altına alınabilmektedir. Bu nedenle yolun bu bölümü ancak günün karanlık saatlerinde geçilebilmektedir. Deniz ikmal hattı ise Marmara Denizi’nden geçen 150 deniz millik bir hattır. Kara ikmal hattına oranla çok daha kısa sürede geçilebilen bu ikmal hattı, Bileşik Donanma’nın suüstü gemileri yönünden tehdit altında değildir. Ancak denizaltı faaliyetlerinin tehdidine açıktır. Nitekim 25 Nisan 1915 tarihinden itibaren Marmara’da en az bir denizaltı faaliyet halinde bulunmuştur. Mayıs 1915 ortalarından itibaren ise deniz ikmal yolu, artan denizaltı faaliyetleri yüzünden bütünüyle kullanım dışı kalmış, ikmal ve takviye kara ulaşım hattına bağımlı olmuştur.

Çıkartmalar

Asıl Çıkartmalar
Kalıcı olarak asker çıkartılan kumsallar, Seddülbahir bölgesindeki beş kumsalla Kabatepe kuzeyine çıkarılan Anzak Kolordusu çıkartma bölgesidir.

 

 

 

Seddülbahir Cephesi
General Hamilton Seddülbahir Cephesi çıkartmaları için Seddülbahir bölgesinde beş ayrı kumsal belirlemişti.

Sığırini (Morto) koyu – Hisarlık Burnu
Ertuğrul Koyu
Tekekoyu
İkizkoyu
Zığındere
Bu kumsallar için iki İngiliz, bir Fransız tümeni ile bir Hint tugayı tahsis etmiştir.

 

Anafartalar Cephesi

Tahliye
İkinci
Anafartalar Savaşı’ndan sonraki aylar Gelibolu’da siper savaşları şeklinde sürmüştür. İki tarafın da taarruz gücü kalmamıştı. Müttefikler açısından bu dönem bir kararsızlık dönemidir. Onca kayıptan sonra Gelibolu’yu tahliye etmek kolay verilecek bir karar değildir. Taarruz için de General Ian Hamilton’un değerlendirmelerine göre en az ellibin askerlik bir takviye gerekmektedir. Ancak 14 Ekim 1915 günü Bulgaristan, İttifak Devletleri safında savaşa girerek Sırbistan’a saldırmıştır. Bu gelişme müttefiklerin Çanakkale seferinin varoluş nedenlerinden birinin ortadan kalkması anlamına gelmektedir. Çünkü bu sefere kalkışılmasının nedenlerinden biri de Balkan ülkelerinin İtilaf Devletleri safında savaşa girmesini teşvik etmekti. Üstelik Bulgaristan’ın Osmanlı İmparatorluğu ile Müttefik olması, Almanya ile Türkiye arasında kara bağlantısını, dolayısıyla savaş malzemesi nakliyatını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır. Nitekim 29 Ekim 1915’de İstanbul’la Almanya arasındaki demiryolu hattı İttifak Devletleri’nin kontrolüne geçmiştir. Bu demiryolu bağlantısının ilk en acı belirtisi de Avusturya’dan gönderilen ve cephede 15 Kasım 1915 tarihinde ateşe başlayan 240 mm.lik top bataryasıdır.

Bu tarihten üç gün sonra General Ian Hamilton görevden alınarak yerine General Charles Monro atanmıştır. Monro cephede yaptığı incelemelerin ardından 3 Kasım 1915’de İngiliz Yüksek Savunma Konseyi’ne cephe hakkındaki görüşünü, “Gelibolu tahliye edilmelidir” şeklinde bildirmiştir. Bu kolay alınacak bir karar değildir. 6 Kasım 1915 günü İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener Gelibolu’ya gelmiştir. 15 Kasım’da Lord Kitchener’in kararı Seddülbahir Cephesi dışındaki diğer iki cephedeki askerlerin tahliye edilmesi yönündedir. Ertesi gün 16 Kasım’da Müttefiklerin Selanik Cephesi de General Monro’ya bağlanmıştır. General Birdwood, General Monro’ya bağlı olmak üzere Çanakkale Müttefik Kuvvetleri Komutanlığı’na atandı.

Kesin karar 7 Aralık 1915 tarihinde verilmiştir. Arıburnu ve Anafartalar Cepheleri’ndeki Müttefik kuvvetler, Selanik Cephesi’ne kaydırılmış, Seddülbahir Cephesi’ndeki kuvvetler ise yerlerinde kalmışlardır.

Tahliye işlemleri 10 Aralık 1915 tarihinde başladı. Gizlilik sağlanması amacıyla tahliye sadece geceleri yapılmıştır. Bir grup asker gündüzleri sahile çıkarılıyor, cepheye doğru yürüyüşe geçiyorlardı, bu askerler geceleyin tahliye ediliyor ertesi gün yine sahile çıkarılıyordu. Sahile indirilen boş cephane sandıkları katırlarla siperlere taşınıyordu. Son birlikler, postallarının üstüne çorap giyerek siperlerinden ayrılıp sahile yürüdüler, iskeleye battaniyeler serilmişti. 19 Aralık 1915 akşamı son asker de cepheden ayrılmıştır. 20 Aralık 1915 sabahı götürülemeyen malzeme sahilde ateşe verilmiş, Türk siperleri altına kadar uzanan tünellerde toplam bir ton kadar dinamit ateşlenmişti.

Anafartalar ve Arıburnu Cephelerinin tahliyesinin hemen ardından Lord Kitchener’in, Seddülbahir Cephesi’ndeki birliklerin yerinde kalması yönündeki kararı, “ne amaçla kalması” açısından sorgulanmaya başlanacaktır. Sonuçta, 27 Aralık 1915 tarihinde bu bölgenin de boşaltılmasına karar verilir. Kuşkusuz bu hatalı bir gecikmeydi. 20 Aralık’tan itibaren Türk tarafı, hiç olmazsa Seddülbahir Cephesi’ndeki Müttefik askeri varlığını elden kaçırmamak için mevcut kuvvetleri güney hattına kaydırmaya başlamıştır. özellikle 240 mm.lik ve daha sonra gelen 150 mm.lik top bataryaları Seddülbahir Cephesi’nde konuşlanıp ateşe başlamışlardı. Yine de büyük bir ustalıkla sürdürülen tahliye işlemleri 9 Ocak 1916 sabahı, saat 03:20’de tamamlanmıştır. Otuzaltıbin asker, dörtbin nakliye hayvanı –gemilere alınamayan yüzlerce at, kuzeyde olduğu gibi, öldürülmüştü- 127 top ve ikibin ton ikmal malzemesinden taşınabilenler, gemilere yüklenmişti. Taşınamayan malzeme ise yine kuzeyde olduğu gibi sahilde büyük yığınlar halinde ateşe verilmişti.

Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihinin ertesinde, 6 Kasım 1918’de İngilizler Gelibolu’yu işgal ederek Merkez Tahkimatı’na el koymuşlardır.

Mareşal Liman Von Sanders, 25 Nisan akşamından itibaren diğer bölgelerdeki Türk birliklerini Arıburnu ve Seddülbahir Cephelerine kaydırmaya başlamıştı. 28 Nisan 1915 tarihinde Seddülbahir Cephesi’nde de tüm Müttefik askeri karaya çıkartılmıştı ve ileri hareketleri Türk birlikleri tarafından durdurulmuştu. General Sır Ian Hamilton’un elindeki tüm kuvvet budur ve ihtiyatı da yoktur. Türkler ise diğer bölgelerden kaydırdıkları kuvvetlerce takviye edilmektedirler. Her geçen gün, Hamilton’un harekatı başarıyla sonuçlandırma olanağını sınırlamaktadır. Gerek İngiliz gerek Fransız üst rütbeli subayları, Batı cephesinden kuvvet aktarılmasına karşı çıkmaktadırlar. Gelibolu harekat alanına, ikinci öncelik verilmektedir. Ancak Lord Kitchener Gelibolu’daki birlikleri takviye etmeye karar vermiştir. Mısır’daki 42. Tümen 28 Nisan da gemilere bindirilmeye başlandı. Fransızlar da 30 Nisan da General Bailloud komutasındaki 156. Tümen’i, Doğu Sefer Kolordusu’nun 2. Tümen’i olarak Gelibolu’ya gönderme kararı almıştır. Oysa Alman Amiral Von Tripitz daha gerçekçi değerlendirmelerde bulunmakta, “Çanakkale Boğazı düşecek olursa savaş aleyhimize sonuçlanmış olacaktır” demektedir.

 ÇANAKKALE SAVAŞINDA İLLERE GÖRE ŞEHİT SAYISI
ADANA (842)
ADIYAMAN (11)
AFYON (95)
AKSARAY (285)
AMASYA (32)
ANKARA (1772)
ANTALYA (183)
ARTVİN (10)
AYDIN (1746)
BALIKESİR (2779)
BARTIN (254)
BAYBURT (21)
BİLECİK (854)
BİNGÖL
BİTLİS (59)
BOLU (1405)
BURDUR (606)
BURSA (3737)
ÇANKIRI (972)
ÇANAKKALE (1788)
ÇORUM (1333)
DENİZLİ (2195)
DİYARBAKIR (49)
EDİRNE (858)
ELAZIĞ (159)
ERZİNCAN (282)
ERZURUM (109)
ESKİŞEHİR (843)
GAZİANTEP (502)
GİRESUN (114)
GÜMÜŞHANE (39)
HATAY (283)
İÇEL (1218)
ISPARTA (55)
İSTANBUL (1648)
İZMİR (1720)
KAHRAMANMARAŞ (213)
KARAMAN (455)
KARS (1)
KASTAMONU (2425)
KAYSERİ (771)
KIRIKKALE (232)
KIRKLARELİ (366)
KIRŞEHİR (448)
KOCAELİ (583)
KONYA (2488)
KÜTAHYA (1487)
MALATYA (141)
MANİSA (2174)
MARDİN (7)
MUĞLA (671)
MUŞ (7)
NEVŞEHİR (525)
NİĞDE (509)
ORDU (56)
RİZE (71)
SAKARYA (526)
SAMSUN (44)
SİİRT (40)
SİNOP (1488)
SİVAS (25)
TEKİRDAĞ (646)
TOKAT (47)
TRABZON (155)
TUNCELİ (30)
URFA (383)
UŞAK (818)
VAN (36)
YOZGAT (661)
ZONGULDAK (753)

Arıburnu Cephesi
Çanakkale Savaşları'nın bir cephesi olan Arıburnu Cephesi, 25 Nisan 1915 tarihindeki Arı Burnu Çıkarmasıyla başlayan ve 6 Ağustos 1915 tarihine kadarki çatışmaları kapsayan cephedir. Bu tarihte Müttefik kuvvetlerce üçüncü bir cephe olarak açılan
Anafartalar Cephesi ile birleşmiştir. Arıburnu Çıkartması, 25 Nisan 1915 günü Gelibolu Yarımadası’nın Ege Denizi sahillerinde, “Anzak Koyu” olarak bilinecek olan kumsal ve civarına Anzak Kolordusu tarafından yapılan çıkartmadır.
Kumkale
Müttefiklerin asıl çıkartmayı Seddülbahir'e, tali taarruzu ise Anzak Kolordusu ile Arıburnu'na yapmışlardır. Kumkale ve daha güneyde Beşide'ye sahte çıkartma yapmışlardır. Burada amaç Anadolu tarafındaki tertiplenmiş olan 3. ve 11. Türk tümenleri oyalamak ve asıl çıkartma bölgesine buradan yardım gitmesini engellemekti.
Saroz Körfezi
25 Nisan sabahı Saroz Körfezi açıklarına gelen Birleşik Donanma’ya bağlı savaş gemileri (Caanopus hafif zırhlısı, Dartmouth ve Doris Kruvazörleri ile iki destroyer Bolayır sırtlarını top ateşine tutmuşlardır. Gün boyu süren bu ateşin ardından havanın kararmasına çok az bir süre kalan içleri asker dolu sekiz büyük filika sahile doğru hareket ettiler. Sahile ulaşmadan hava kararmıştı ve karanlıktan yararlanarak gemilere döndüler. Donanma ateşi ve geceye doğru yapılan bu manevra, Türk tarafına bu bölgede gece boyunca çıkartma yapılacağı izlenimi vermiş, bu bölgedeki kuvvetlerini kaydırmaları en azından 24 saat engellenmişti. Esasen planlanan harekat bu kadardı. Fakat gece yarısından sonra gönüllü bir İngiliz Yüzbaşı, sahile iki km. kadar yaklaşan bir filikadan sahile kadar yüzmüş, üç ayrı noktada aydınlatma fişeği ateşleyerek geri dönmüştür.
Yanıltıcı operasyonlar
General Sır Ian Hamilton, asıl çıkartmalar dışında iki farklı biçimde yanıltıcı operasyonlar planlamıştı. Göstermelik çıkartmalar yapıldığı gibi, çıkartma yapılacak izlenimi uyandırmak üzere sadece deniz topçusunun hazırlık ateşi açılan hedefler de belirlenmişti.

Yorum (0) :: Bağlantı

15/6/2008 - Uğurlu sayı

Kategori: Tarih

  

13 rakamının uğursuzluğuna bütün Hristiyan dünyası inanır. Ancak Müslümanların 13’ten korkması için bir sebep yoktur. Aksine onlar için hep iyi olaylara vesile olmuş bir rakamdır…

 Peki Hristiyan dünyası 13’ten neden korkar? Hatta çoğu evlerine 13 numarasını vermez… Uçaklarda 13. koltuk sırası yoktur. Apartmanlarda, otellerde 13. kat ya 12 A' dır ya da 14 'tür. 13 numaralı oda yoktur.

İşte bu fobinin nedenleri;

 Genel olarak bu inancın, Hz. İsa'nın meşhur son yemeğindeki havarilerin sayısından kaynaklandığı sanılır. Hz. İsa’nın bir cuma günü çarmıha gerilmesinden önceki son yemeğinde toplam 13 kişi bulunuyordu; İsa ve 12 Havari.

Bu nedenle Hıristiyanlarda akşam yemeğinde 13 kişi bir araya gelirse bunlardan birinin başına bir felaket geleceğine inanılır. Sonraları 13 sayısını çağrıştıran bu sayının içinde geçtiği her şey lanetli, kötü, korkunç olarak nitelendirilmeye başlandı.

Uğursuzluğun diğer sebepleri ise şöyle anlatılıyor:

 İbraniler’e göre 13 sayısının uğursuz olmasının nedeni İbrani alfabesinin 13’üncü harfinin “mavet” (ölüm) sözcüğünün ilk harfi olan “m” olmasıydı. Hammurabi kanunları listesinde de 13 sayısı atlanmıştı.

 İskandinav mitolojisinde, İskandinav tanrılarının en kötülerinden olan Loki, Valhalla’daki oniki kişilik bir şölene davetsiz olarak gitmişti. 13’üncü kişi olarak gittiğinde, gözyaşı tanrısı olarak da anılan, adının anlamı “Muzaffer” olan, yakışıklı ve adil Baldr’ın ölümüne yol açtığından, bu sayı uğursuz olarak anılmaktaydı.

 13 Ekim 1307 Cuma günü, Fransa Kralı Philippe ile Papa Clemens’in işbirliği sonucu Tapınak Şövalyeleri’nin çoğu tutuklanıp idam edilmişti.

 13 sayısının uğursuzluğuna duyulan inancın kökeninde bir yıl içinde ayın 13 kez dolunay olarak gözükmesinin yattığını söyleyenler de vardır.

 ünlü katiller Jack the Ripper, Charles Manson, Jeffrey Dahmer, Theodore Bundy ve Albert de Salvo’nun adları 13 harften oluşur

 Ancak Müslümanların 13 sayısının uğursuzluğuna inanmaları çok yersizdir. Hatta 13 müslümanlar için uğurlu bile sayılabilir…

 Hz. Muhammed 571 senesinde doğmuştur. 5+7+1=13

 İstanbul 29 Mayıs 1453 Salı günü Türkler tarafından fethedilmiştir. 1453 tarihinin rakamlarının toplamı (1 + 4 + 5 + 3 =13) "on üç" eder.

 Selahattin Eyyubi Haçlı seferlerinin on üçüncüsünde, onları kesin bir yenilgiye uğratmıştır...

 Hıristiyanlar ve Müslümanlar açısından 13 sayısının daha bir çok özelliği vardır. Bu olaylara bakıldığında birileri için uğursuz sayılan şeylerin başkaları için uğurlu olabildiği açıkça görülmektedir.

 Hayatımızın her alanına yerleşmiş olan Hıristiyan yaşam tarzı bizleri her zaman yanılgıya uğratmaktadır. Örneğin sevgililer günü olarak kutladığımız gün aslında Hıristiyan bir papazın ölüm günü, Yılbaşı diye kutladığımız gün Hıristiyanların Noel bayramıdır.

 Müslüman Türk dünyasını silah ve zor kullanarak yıkamayan haçlılar, kimyamızı bozarak bizleri sömürgeleri haline getirmektedirler.

 Kendisini Türk olarak tanımlayan ve bu topraklar üzerinde yaşayan insanlarımız özel hayatlarında bu türde inanışlara rağbet etmedikleri ve soyuna uygun yaşadıkları vakit, karşı tarafın tüm emekleri boşa çıkacak ve Müslüman-Türk toplumu geçmişte olduğu gibi gelecekte de dünyaya hükmedecektir.

 Ne mutlu Türküm diyene,

Ne mutlu Müslüman doğana,

Ne mutlu Müslüman olana

ve en önemlisi

NE MUTLU MÜSLÜMAN KALANA….  

Yorum (5) :: Bağlantı

23/5/2008 - İstanbul' un fethi

Kategori: Tarih

 

Hz. Muhammed (s.a.v)'in şu sözleri "Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan!.Ve onu fetheden ordu ne güzel ordudur!" İstanbulu'un Fethini müslümanlar için bir ülkü haline getirdi.
Fatih Sultan Mehmet Han'da henüz 21 yaşındayken İstanbul'un Fethine karar vermiştir.
Hazırlık aşaması:
Dönemin en güçlü surları olan İstanbul surlarını yıkabilmek için başkent Edirne'de ağır toplar döktürmüştür.Bizans'a boğazdan gelebilecek yardımları önleyebilmek için Anadolu Hisarı'nın karşısına Rumeli Hisarı(Boğazkesen Hisarı)'nı yaptırmıştır. Buna karşılık Bizans İmparatoru XV. Konstantin surların önüne hendekler kazdırmış, Haliç'ten gelebilecek saldırıyı önlemek içinde Haliç'i zincirletmiştir.

Kuşatma:
Edirne'de hazırlanan topçular Şubat ayında Edirne'den çıkıp 2 ay içinde İstanbul önlerine gelmişti.Osmanlı hoşgörüsüne ve adaletine hayran Sırp,Macar,Ulah, Alman,Latin,Rum milletlerinden de Osmanlı ordusuna katılanlar oldu.Ve 6 Nisan Cuma günü Fatih Sultan Mehmet Han ve tüm ordusu İstanbul Surları önünde cuma namazını kıldı.
Şehrin kan dökülmeden alınması için Konstantin'e elçi gönderildi.Konstantin, Sultan 2. Mehmed'in teslim ol teklifini reddetti.

Saldırı:
Osmanlı ordusu topçu atışlarıyla saldırıya başladı.Osmanlı ordusu dönemin en modern ordusu ve kullanılan toplar o zamana kadar yapılan en büyük toplar olmasına rağmen surlar pek fazla hasar görmüyordu. Top atışlarıyla surlarda açılan gedikler Bizans askerleri tarafından dolduruluyordu.Osmanlı askerlerinin surlara yaklaşmaya çalışmaları sonuç vermiyordu.Bizans İmparatorunun hep yanında bulunan Nicole Barbaro günlüğüne şu notları düşmüş:

“Surların dibine kadar sokulan bu askerler, bizim silâhlarımızın zararlarından hiç çekinmiyorlardı. Öldükleri zaman cesetleri arkadaşları tarafından geriye taşınıyordu. Bir Osmanlı ölüsünü orada bırakmamak için, on kişinin seve seve ölümü göze aldıklarını görüyorduk.”

Papa tarafından üç Ceneviz gemisi ile bir Bizans gemisi 20 Nisan günü Zeytinburnu açıklarında rüzgârın kesilmesi ile beklemeye başladılar. 12 Nisandan beri Dolmabahçe önünde demirleyen ve 18 Nisanda adaları fetheden Osmanlı donanması, bu durumdan istifade etmek isteyip derhal o bölgeye giderek bu dört gemiyi ablukaya aldı ve deniz muharebesi başladı. Baltaoğlu Süleyman Beyin komutasındaki Osmanlı donanması, küçük gemilerden kuruluydu. Bizans gemisine kıçtan mahmuz vurulmasına rağmen kesin bir neticeye gidilemedi. Bu harbi, Zeytinburnu açıklarından at üzerinde takip eden Sultan, hırs ve üzüntüsünden atını denize sürdü. Elbiseleri deniz suyundan ıslanıncaya kadar su içinde ilerledi. Maiyeti de Sultan’a uydu. Bu halde bile donanmaya emirler gönderdi. Bu muharebede Venedik ve Bizans gemileri, Osmanlı kuvvetlerinin elinden kurtularak, o sırada çıkan uygun rüzgâr ile Haliç önlerine kadar gelerek, gerili bulunan zincirin açılması ile içeri alındılar. Muteber kaynaklara göre Osmanlı kaybı, yüz kadar şehid ve otuz yaralıydı.Bu durum, Bizans’ın moralini yükseltti. Bu harbin sonunda Baltaoğlu Süleyman Bey bu vazifeden alınıp, yerine Hamza Bey tayin edildi.

Donanmanın bu başarısızlığı üzerine Sultan 2. Mehmet bugüne dek benzerine teşebbüs dahi edilmemiş olan gemileri karadan taşıyıp Haliç'e indirmeye karar verdi.Hazırlıklar tamamlanıncaya kadar kararını kimseye söylemedi.Gemilerin geçirileceği güzargahı kendisi tespit etti.Hazırlıkları yaptırdı ve bir gece sabaha kadar binlerce kişiye 60 gemiyi taşıtıp Haliç'e indirtti.Bizanslılar gün ağarırken gemileri gördüklerinde şaşırdılar ve Türkler bize sihir yapıyor demeye başladılar.
Donanmaların ve topçu atışlarının muharebesi sürerken Osmanlı askerleri surlarda açılan gediklerden içeri girmeye çalıştılar.Ulubatlı Hasan 40 ok darbesine rağmen Osmanlı sancağını surlara dikmiş.Bunu gören Osmanlı askeri moral bulup saldırılar hızlanmıştır ve İstanbul surları aşılmıştır.Sağ kalan Bizans askerleri sokak aralarında savaşmaya devam etselerde bunlar kısa sürmüştür.Savaşın nihayetinde 29 Mayıs 1453 günü Osmanlı Ordusu İstanbul'a hakim olmuştur.

Fethin Sonuçları:

İç Sonuçlar

-Osmanlı devletlikten imparatorluk haline geçmiştir.
-Hz. Muhammed'in hadis-i şerifindeki o kumandan, Fatih Sultan Mehmed olmuş ve peygamberinin övgüsünü almıştı.
-Anadolu ve Balkanlar arasındaki geçişlerde bir engel olan Bizans yıkılmış, arada engel kalmamıştı.
-İstanbul, 1457’deki büyük Edirne yangınından sonra başşehir olmuştur.

Dış Sonuçlar

-Orta Çağ kapanıp Yeni Çağ açıldı.
-İstanbul'dan İtalya'ya kaçan sanatkârlar ve bilim adamları, rönesans ve reform hareketlerini hızlandırmışlardı.
-Dünyanın en büyük imparatorluklarından olan Doğu Roma İmparatorluğu tamamen yok olmuştu.
-Ticaret yollarının birer birer Türklerin eline geçmesi Avrupalıları yeni ticaret yolları bulmaya zorladı ve coğrafi keşifler ortaya çıktı.
-Bu fetih bir nevî Avrupa'nın (İngiltere'nin) Amerika kıtasını keşfinin yolunu açmıştır. Zirâ bu keşifle ticaret yolları kapanan Avrupalılar başka yollar bulmak zorundaydılar. Bu keşif buna bir vesile olmuştur.
-Hıristiyanlar, kadı (hakim) karşısında hükümdarla gayrimüslim bir vatandaşın bile muhakeme edildiğine, İstanbul’un fethinden sonra İslâm ve Türk adaletinin sarsılmaz kaidelerine şahit oldular.

Yorum (0) :: Bağlantı

11/5/2008 - 700 YILLIK ALTIN ÖĞÜT

Kategori: Tarih



Aşağıda Osman Bey'e ünlü İslam Alimi, Şeyh Edeb-Ali'nin verdiği öğütleri
anlatan bir yazı. Neredeyse 700 yıl önce söylenmiş ama hiç mi hiç eskimemiş. Tüm zamanlar için geçerli.

"Oğul insanlar vardır şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler.
Avun oğlum avun. Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın,
ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen sabah
rüzgarında savrulur gidersin...
Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve
iradene sahip olasın. Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük
değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler,
görülmeyenler ancak senin fazilet erdemlerinle gün ışığına
çıkacaktır. Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir.
Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere
dönersin. Açık sözlü ol, her sözü üstüne alma. Gördün söyleme,
bildin bilme.

Sevildiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbetin itibar olmaz.

Üç kişiye acı:
* Cahiller arasındaki alime,
* Zenginken fakir düşene,
* Hatırlı iken itibarını kaybedene.

Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklı olduğunda mücadeleden korkma.

"Bilesin ki atın iyisine DORU,"
"Yiğidin iyisine DELİ derler."

alinti

Yorum (0) :: Bağlantı

10/5/2008 - Cengiz Han'ın Elçileri

Kategori: Tarih

Şah Alaaddin Muhammed ve Cengiz Han
13. Yüzyıl Harzem İmparatorluğu

13. yüzyılda Harzem İmparatorluğu dünyanın en zengin ülkesiydi. Bugünkü İran, Pakistan, Afganistan ve Orta Asya'nın büyük bir bölümü bu imparatorluğun sınırları içindeydi. Şah Alaaddin Muhammed bu büyüklüğün çeşitli sorunları da beraberinde getireceğini biliyordu.

İpek Yolu önemli bir gelir kaynağıydı. Çin, Hindistan, Ortadoğu, Doğu Rusya ve hatta Batı Avrupa'dan tüccarlar ticaret merkezleri olan Merv, Buhara ve Semerkand'da bir araya geliyordu. Semerkand'ın nüfusunun yarım milyondan daha fazla olduğu söyleniyordu ki, o zamanlar Paris ve Londra'nın nüfusları taş çatlasa otuz-kırk bindi. Dünyanın bu uzak köşesinde geniş zevk bahçeleri vardı. Egzotik meyve ağaçları, şırıl şırıl akan çeşmeler eşliğinde dünyanın dört bir yanından gelen asiller hayatın tadını çıkarıyordu.

Aynı zamanda entelektüel bir merkezdi bu imparatorluk. Her büyük şehirde üniversiteler, kütüphaneler olması Şahın imparatorluğunu İslam dünyasının sanat, şiir ve bilgi merkezi haline getirmişti. Aynı zamanda bolluk İçinde olması da buna etkendi. Bir dizi başarılı savaş sonucunda imparatorluk her yönde genişlemiş ve Fransa, Almanya, İngiltere gibi ülkeler Haçlı Seferlerine bile ancak elli bin kişilik bir ordu gönderebilirken, Harzem İmparatorluğunun tümü zırhlı ve tam donanımlı beş yüz bin askeri vardı. Hiçbir devlet Harzem İmparatorluğu'nu kızdırmaya cesaret edemiyordu.

Ancak Şah kötü haberler almıştı. Pek ciddi bir şey değildi ama can sıkıcıydı. Sinek küçüktür ama mide bulandırır. Üç bin kilometre kadar doğuda yeni bir güç doğuyordu. Ne oldukları belli olmayan, çadırlarda yaşayan, göçmen bir krallık. 1206 yılında bu barbarlar, adı Kralların Kralı ya da Savaşın Kusursuz İmparatoru anlamına gelen Cengiz Han'ın yönetimi altında toplandı. Cengiz Han Çin Seddi'nin ardına geçmeyi başarmış ve kuzeydeki Çin şehirlerini ele geçirmişti.

Bir Tatar hükümdarı olan Kuşluk, Harzem İmparatorluğu'na komşu olan Karakitai'de (bugünkü batı Çin) bu yeni kağana karşı isyan etme cesaretini gösterdi. Bütün büyük hükümdarların yapacağı gibi Harzem Şahı da bu isyana gizliden gizliye destek verdi. Böylece barbar devletini parçalayabileceği. Eğer bu Kuşluk denen adam fazla güçlenirse desteğini Cengiz Han'dan yana çeviriverirdi.

Ama Cengiz Han sadece yirmi bin adamdan oluşan iki tümen asker gönderdiğinde yolunda gitmeyen bir şeyler olduğuna anlamalıydı. Bu adamlar Cengiz'in en iyi komutanlarından Çepe'nin kumandasındaydı. Çepe dağlardaki isyanı bastırmakla görevliydi ve altı yıl süren bir çarpışma sonucunda isyanı bastırdı.

Cengiz'in askerleri ilerlemiş ve imparatorluğun doğu sınırının çok küçük bir bölgesini kontrol altına almışlardı. Bu işgal için mantıklı bir rota değildi çünkü o tarafta Pamir Dağları vardı. Bu dağların yüksekliği zaman zaman yedi bin metreye kadar çıkıyordu.

Ticaret her zamanki gibi devam etti. Dünyanın her yanından kervanlar geliyor, vergilerini ödüyorlar ve şehirlerdeki öteki tüccarlarla alışveriş yapıyorlardı. Bu yeni hükümdarın elçileri zaman zaman Şaha gelir, dostluk belirtisi olarak ufak tefek hediyeler verirdi. Karşılığında da aynı şekilde hediyeler giderdi. Ama rahatsız edici bir şeyler olmaya başlamıştı.

Barbar Moğollar da kervanlarla gelmeye başlamıştı. Kendilerine tüccar diyorlardı ancak sadece Çin'den bozulmuş artık şeyler getiriyorlardı. Şahın ajanları durumun farkındaydı ve hiç hoşlarına gitmiyordu. Bu tüccarların aslında ajanlar olduğu ve surların ne kadar güçlü olduğuyla ilgili notlar aldıkları, askerlerin nerelerde durdukları ve surların üzerinde ne kadar mancınık yer aldığı gibi bilgileri ele geçirdikleri ortaya çıktı.

Aynı zamanda Cengiz Han'ın ordularının ne kadar güçlü olduğu dedikodusunu halk arasında yayıyorlar ve Harzem İmparatorluğu halkını korkutuyorlardı. Tarih boyunca bu taktik hep kullanılmıştır. Rapor hazırlamaya gelen tüccarlar, rakibin savunma hattını öğrenip bilgileri hemen geri ulaştıran diplomatlar ve ailelerin resimlerini köprünün, savunma birliklerinin Önünde çeken turistler. Bu işin türlü türlü yolları vardır. Bu üçüncü sınıf barbarların gönderdikleri ajanlar yakalanıp, mallarına el kondu ve apar topar dışarı atıldı. Barbarlar için iyi bir uyarı yapılmıştı.

Aylar geçti ve Şah seçeneklerinin neler olduğuna baktı. Moğollar binlerce kilometre uzaktaydı ve Çin ile olan savaşlarına dalmıştı. Casusların gönderilmesine tepki gösterecek olsalar bile ordularını Sibirya'nın geniş bozkırlarından geçirip ulaşmaları en az altı ay alırdı. Harzem İmparatorluğu'nun sınırına geldiklerinde ise karşılarında beş yüz bin Harzem askerini bulacaklardı. Öylece mide bulandıran sinek öldürülmüş, Şahın ünü dünyaya bir kez daha yayılmış olacaktı.

Cengiz Han'ın elçileri Şaha ulaştı. Dilleri ve tarzları İslam dünyasının elçilerinin dilleri kadar kibar değildi, ancak anlaşılmıştı ki durum Cengiz'in pek hoşuna gitmemişti. Cengiz, iyi niyetle Harzem İmparatorluğunun tüccarlarının kendi ülkesinde ticaret yapmasına izin verirken, kendi ülkesinin tüccarları Harzem şehirlerinde soyulup dışarı atılıyordu. Özür dilenmeli, tüccarların zararları karşılanmalı ve Moğol kervanına kötü davranan sorumlular cezalandırılmalıydı.

Bir ders vermenin tam zamanıydı ve Şah Muhammed'in bu dersi vermek için harika bir fikri vardı. Elçi olarak gelen Moğolların sakalları Şah ve yanındakilerin huzurunda yakıldı. Sakallar yanarken bayağı nahoş bir görüntünün ve aynı zamanda kokunun oluştuğu kesindir. Bazı kaynaklara göre ise sakalı yakıldıktan sonra Moğol elçisi öyle özensiz tıraş edilmiş ki az daha kafası kopuyormuş.

Her neyse, insan, acaba Şah neden böyle yaptı, demekten alamıyor kendisini. Casusları, Moğolların "modern" bir ordu tarafından kolaylıkla durdurulabilecek sıradan barbarlar olduğundan emin miydi acaba? Acaba kazanacağından emin olduğu bir savaş mı başlatmaya çalışıyordu? Tarihte resmi bir bildirim yapılmadan savaşa girişildiği olmuştur. Şahın uyguladığı taktik ise Cengiz'i öfkelendirecek kadar aşağılayıcıydı. Yoksa Şah sadece eğlenmek mi istemişti? Elçiler acı ve aşağılanma içinde çığlık atarken Şah ve beraberindekiler katıla katıla gülmüştü. Ardından da elçiler kapı dışarı edilmişlerdi.

Sonra fırtına başladı... Sen hem Moğol elçilerinin sakallarını yak, hem de bunun cezasız kalacağını düşün. Moğol geleneklerine göre taraflardan birinin öleceğinin bildirilmesiyle savaş başlar. Ölen tarafın kim olacağı ise bilinmez.

Yüz binden biraz daha fazla askerle Cengiz Han 1219'da Harzem İmparatorluğu'nun kalbine doğru büyük bir hızla ilerledi. Birkaç ay içinde şahın ordusu yenilmekle kalmadı, resmen telef edildi. Sonraki yıl, o muhteşem şehir Semerkand düştü, tüm nüfus kılıçtan geçirildi. Şaha Moğolların kendisi için bir "av partisi" düzenlediği haberi geldi. İki tümen uzman asker Şahı öldürüp Cengiz'e kafasını getirmek için harekete geçmişti.

Panik halindeki Şah kaçtı. Peşinde de Moğol generali Subutay yönetiminde yirmi bin asker vardı. Takip üç bin kilometre kadar sürdü. Sonunda Hazar Denizi'nde bir adaya kaçtı ve korkudan saçı sakalı beyazlamış şekilde öldüğü söylendi. Bazı tarihçiler Harzem İmparatorluğunu yıkan savaşın tarihin en ağır savaşı olduğunu söyler. Tüm nüfusun yüzde 75'i kılıçtan geçirilmiş, bütün şehirler dümdüz edilmişti. Sonuçta İslam'ın akademik kalbi artık atmayacaktı.

Cengiz, giriştiği savaşta şahın ordularının peşinden koşarken Hint Okyanusu kıyılarına kadar ulaştı. Subutay batıdaki ve kuzeydeki bilinmeyen ülkelere keşfe çıkmak için izin istedi. 1233 yılında geri çağrılana kadar Kafkasları geçecek, Rusya'nın verimli kara topraklarına ulaşacak ve en sonunda Dinyeper nehrinde duracaktı. Sahne elli yıl sonra Moğolların Rusya ve Doğu Avrupa'yı ele geçirmeye çalışmaları için uygun duruma getirilmişti.

Şah, birkaç sakal yakmanın cezasını tüm bir kıtanın yakılıp yıkılmasıyla ödedi.

Yorum (0) :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->
Sitenizesayac.com

Hakkımda

Sular yükselince balıklar karıncaları, çekilince karıncalar balıkları yer. Kimse bu gününe güvenmesin. Kimin kimi yiyeceğine suyun akışı karar verir...

Son yazılarım

Güzel vücut için bunları yiyin!
Doğru makyaj tekniklerini biliyormusunuz...
ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN
Sağlıklı zayflama önerileri
Coy Lab Glove Boxes
Human motion measurement
Titanium dioxide industry
Cargille Products
Borsa düştü dolar yükseldi
Socoin Porto Rotondo srl
Gül ve güzellik sırları
Cildimizin Düşmanları...
Jennic unveils 32-bit wireless microcontroller
AdTech Ceramics
Reverse Osmosis Nedir?
DizayN Su Arıtma Teknolojileri
Gasglass Handheld v2
Trecarco specialist Measurement Intruments
CMM International
Sigara Neden Zararlıdır?
Sevgililer Günü
TENİNİZE EN UYGUN RENKLER!
Laments Possible Closing of KYC
FOREX EDUCATION - FOREX TRAINING
Powered by a 100MHz DSP platform using FPGA technology.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Aşkım

Kategoriler

  • Bilim
  • Dİn
  • Dünya
  • ELECTRONICS
  • Eğitim
  • finans
  • Golf
  • haber
  • Kadın
  • Kişisel gelişim
  • Kültür-Sanat
  • Mizah
  • moda
  • Müzik
  • otel
  • Otomobil
  • Sağlık
  • seyahat
  • Spor
  • Strateji
  • Tarih
  • tatil
  • tatlı tarifleri
  • Villa
  • yat
  • Yaşam
  • yemek tarifleri
  • Şiir
  • Arkadaşlarım

    teknolojiyleyasam
    egeninyildizi
    reyhan28
    ByPaSS
    akikden
    busecegunler
    BECEDE
    mineabla
    duygularayolculuk
    sihirliyumak
    mucizetatlar
    alpaslan2344
    ilkayinmekani
    gonulgulu
    zeynepvesude
    btunguc
    almulaca
    42zengin