Villa Crespi is an ornately carved folly: a knight’s palace offering guests the chance to immerse themselves in a real Arabian knights tale.
Seduced by the charms of the orient, Cristoforo Benigno Crespi built the villa in the 19th Century. Filled with richly carved, Moorish columns, intricately patterned floors and frescoed ceilings, it has entertained royalty, poets, artists and industrialists since the 1930s.
Following major restoration, Villa Crespi opened as a luxury hotel and restaurant, its rich interiors providing the setting for luxurious four-poster bedrooms hung with 19th-century paintings. Two Michelin Stars have been awarded to chef Cannavacciuolo whose Mediterranean cuisine is matched by a list of over 1,000 French and Italian wines.
Although Peru has rich natural resources and many great places to visit, many of the people live in poor conditions. 43% of the population live under the poverty line. The rich, consisting mostly of a Hispanic elite, live in the cities. Nevertheless, most Peruvians are great nationalists and love their country with pride (largely stemming from Peru's history as the center of both the Inca Empire and Spain's South American Empire). Also, many Peruvians separate the state of Peru and its government in their minds. Some of them distrust their government and police, and people are used to fight corruption and embezzlement scandals, as in many countries.
The Peruvian economy is healthy and quite strong, however still some Peruvians see their economy as stuck in a rut. It is indebted and dependent on industrial nations, especially the United States. This dependence, combined with US foreign policy decisions in recent years has contributed to a widely held negative view about the United States government in Peru, but not against individual US citizens.
The word gringo, which in Mexico means a person from the United States, is used commonly, but is not generally intended as offensive. The original meaning encompassed all white-skinned people who do not speak Spanish. Due to Mexican and American influence many people use the word gringo exclusively for Americans or American look-alikes. It's not uncommon for blonde people to be called gringo. Peruvians do not hesitate to greet you with "¡Hola, gringo!".
Peruvians are known for being creative and also hard-working people. Most Peruvians are very busy working to earn their keep and some others to survive. That does not leave much time for travel. Many have not seen more than the surrounding villages or cities. Very few ever leave the country, although many have relatives living abroad. This may explain why Peruvians tend to be quite curious about other countries and lifestyles.
Generally, people are very friendly, peaceful and helpful. When in trouble, you mostly can rely on getting help. But as with any setting, it is always good to watch out for yourself and try to avoid bad situations. If you get into an argument, it is a good idea to remain amicable, but firm. Most of the time, you can find a compromise that satisfies everyone
Bir genelleme yapılacak olursa, ilk kez ziyaret edecek olanlar aşağıdaki şehirleri mutlaka görmelidirler: Gezi yerleri ve anıtlarının bolluğuyla ziyaretçilere meydan okuyan Roma.
Herkesin elinden geldiğince görmesi gereken yerler: Capitoline Tepesi ve Forum, Colosseo (Kollezyum), San Pietro (St. Peter) Bazilikası, Vatikan Müzeleri (Sistina Şapeli), Pantheon, Santa Maria in Trastevere Kilisesi, Fontana di Trevi (Aşk Çeşmesi), Antik Appia Yolu ve 'Catacomb'lar, Caracalla Termalleri, İspanyol Merdivenleri, Villa Borghese ve şehrin Pincio ve Gianicolo Tepelerinden panoramik manzarasına bakış.
Floransa (Firenze) entellektüellerin başkenti. Coğrafi olarak ülkenin yaklaşık tam ortasında, Arno Irmağı ile ikiye ayrılmış, Toskana'nın yuvarlak tepeleri ile çevrili olan Floransa'nın etkisinde kalmamak olanaksızdır.
Burası, Michelangelo, Leonardo da Vinci, Dante, Machiavelli, Galileo ve Medici'lerin şehridir. Bankerler ve terziler şehri olan bu küçük şehir, Rönesans'ın doğduğu merkezdir.
Floransa, yürüyerek gezilebilir. Ziyaretçiler, 384 basamaklı Santa Maria del Fiore Katedralini mutlaka görmelidirler. Katedral, Yüksek Gotik tonozlu yalın iç bölümü ve çevresindeki yapılar ile bilinmaktedir. Giotto tarafından inşa edilmiş Kilisenin çan kulesi, çok renkli mermerlerle yapılmıştır; Romanesk yeşil-ve-beyaz mermerli Vaftizhane, Cennet Kapısı olarak adlandırılan Doğu Kapısı ile meşhurdur.
14. yüzyıla tarihlenen ve bir kapalı köprü olan Ponte Vecchio Fiorentina'nın sınır taşı konumundadır. Kuyumcu mağazaları 16. yüzyıldan beri köprünün her iki tarafında birer dizi oluşturmaktadırlar. Loggia della Signoria, eski saray ve Uffizi Müzesi ile cevrili Piazza della Signoria, Michelangelo'nun meşhur David (Davut Peygamber) heykelinin (orijinali komşu semtte bulunan Güzel Sanatlar Akademisindedir) de bulunduğu heykellerle donatılmış bir açık hava müzesi gibidir. Michelangelo ile aralarında Galileo'nun da bulunduğu 274 kişinin mezarı Santa Croce Kilisesindedir. Donatello, Giotto, Cimabue ve Brunelleschi tarafından yapılan çalışmaların bulunduğu yaklaşık 135m uzunluğundaki Kilise, Floransa'nın eski mahallelerinden birisinde bulunmaktadır.
Venedik (Venezia): San Marko Katedrali, Çan Kulesi ve Doge Sarayı ile San Marko Meydanı.
Venedik, meşhur ressamların evi, bir zamanların güçlü cumhuriyetlerinden birisinin başkenti, kanallar tarafından bölünmüş, su userine inşa edilmiş, gondollar ve sarayların rüya şehri.
Napoli: Museo Nazionale, Kraliyet Sarayı, Katedral, Castel Nuovo ve antik Kartaca San Marino manastırı. Şehirden yakın çevreye yapılacak gezilerle Ziyaretçiler, Ercolano, Pompeii, Amalfitana Sahilleri, Sorrento, Paestum ve 18 yüzyıl Kraliyet sarayı (La Reggia) ile Caserta'yı görme olanağı bulabilirler. Tekne veya feribot ile ise İschia ve Capri adaları da rahatlıkla gezilebilir.
Genova: Milano'nun hemen güneyinde, Kolomb'un doğum yeri, Liguria Sahillerine (veya Italyan Rivierasına) açılan kapı.
Piza (Pisa): 1350 yılında yapımı tamalanan meşhur Eğik Kulesi (Torre Pendente) 'ne ev sahipliği yapan Piza, Floransa'ya yaklaşık 90 km uzaklıkta, Arno Irmağının denize döküldüğü yerde bulunmaktadır. Bu Romanesk beyaz mermerli çan kulesinin eğik olmasının iki ihtimali bulunmaktadır; Ya yapının temelinde bulunan toprak zeminin yumuşak olması ya da temel inşaatı hatası.
Aynı zamanda Galileo'nun doğum yeri olan Piza, Byron'a göre bir zamanlar Don Juan'ın da yaşadığı mekandı.
Milano: Lombardia'nın Göller Bölgesine yakın, Scala Tiyatrosu, beyaz mermerli Katedrali, Sforza Kalesi, Sant'Ambrogio Bazilikası ve Leonardo'nun Son Yemek Sahnesi'nin bulunduğu S. Maria delle Grazie Kilisesi ileİtalya'nın ticaret, endüstri, müzik ve kültürel merkezi.
İki çeşit güzellik vardır; biri yaşadıkça artar, diğeri azalır. Güzel bir kadını ya da erkeği düşünün. Kimisinin o ilk göze çarpan güzelliği yerini sıradanlığa bırakmıştır, kimisi ise kat kat daha güzelleşmiştir tanıdıkça. Bunun sebebi güzelliklerin altında yatan derinlik ve mana ya da tam tersi olan sığlıktır. Şehirlerde insanlar gibi, bazıları yaşadıkça güzelleşir, bazıları sıradanlaşır. Kiminin her dönemecinde farklı bir süpriz bekler sizi, yeni bir ayrıntı çarpar gözünüze. Kimi şehirlerde hep aynıdır. Bir süre sonra içiniz sıkılır bu sıradanlıktan. Mesela benim su anda yasadigim şehir Heverlee, çok düzenli ve güzel ama sıkıcı ve sıradan.. Neyseki iki ay sonra temelli ayrılıyoruz buradan.
Bu sıradanlıktan kaçmanın yolları yakın sayılabilecek şehirlere yapılan ziyaretler.
Benim favorim Paris. Her ziyaretimde ayrı bir güzelliğini gördüm bu şehrin. İnsanda hayranlık uyandıran mimarisinin yanı sıra her şeyi ile yaşayan bir şehir. Son Paris seyahatinde çok özel bir misafirimi gezdirdim ve en özel mekanları seçtim kendimce.
İlki Latin Quarter'da yer alan Le Procope isimli restoran..
Paris'de ki en eski restoran ve ilk kafe olma özelliğini taşıyor. 1686 yılından beri hizmet vermekte olan Procope'da kimler yemek yememişki. Napolyon'dan tutun da çocukken masallarını dinlediğimiz La Fontaine'e kadar. Sanatçılar, politikacılar, yazarlar... Sicacik aydinlatmasi, duvarlarda yer alan portreleri ve leziz yemekleri ile klas bir Paris akşamı geçirebileceğiniz bir mekan. Deniz kabukluları ile ünlü imiş burası ama menüde damak tadınıza uygun bir çok seçenek var. Garsonarın kibarlığı ise hiç Paris'e uymuyor.
Located on the historic Ring Boulevard, only a short walk from the city centre, this elegant and luxurious designer hotel exhibits more than 1000 pieces of art.
Contemporary design, with Art Deco touches, defines this stylish hotel. Feel welcome in the lounge with leather sofas and sculptures or catch up on work in your spacious room. The Hilton Vienna Plaza consistently offers a high standard of service and radiates a special ambience.
For business travelers, doing business is a pleasure at the hotel’s Executive Lounge. Enjoy free breakfast and international papers in the morning and snacks and drinks throughout the day. The rooftop Plaza Suite, boasting a stunning view, is ideal for both private and business occasions.
Berline giden herkes sadece gösterişli festival ve şölenlerle yetinmiyor. Berlin Duvarı'nın kalıntılarını ve dünyanın en değerli müzelerini yakından görme fırsatını elde edenler, bu büyük kentte tarihe dair en değerli hazineleri bulabiliyor. zengin Anadol medeniyetlerinden gizemli Mısır hanedanlıklarına ve Roma imparatorluğu'ndan henüz insanların yaşamadığı çağlara kadar dünyaca ünlü tarihi eserleri sadece Berlin'de bir arada görebilirsiniz. Sayısız bilim adamı arasından Almanya'dan pek çok arkeolog, bundan bir asır önce dünyaya açılarak tüm çağları ve medeniyetleri araştırmaya ağırlık vermiş. Ancak buldukları en değerli hazineleripaha biçilmez kalıntıları, daha iyi korunabilmeleri adına Berlin'e getirmişler. Bir yandan bunun iyi bir fikir olup olmadığı tartışıla dursun, kentin yarım asırdır sahip olduğu şöhrete ve zenginliğe bakacak olursak, Berlin adeta dünya tarihinin merkezini oluşturuyor. Bu şehirde birbirinden özel 150'yi aşkın müzenin yanı sıra, sayısız galerilere neredeyse her ay yeni bir tanesi daha ekleniyor. Orijinal eserlerin arasında örneğin Kraliçe Nefertiti'nin Mısır Müzesi'nde yer alan büstü, Pergamon Müzesi'ne Bergama'dan götürülen Zeus'un sunağı ve Naturkunde Müzesi'nde 23 m uzunluğu, 12 m yüksekliği ile dünyada kurulu en büyük dinozor (Brachiosaurus) iskeleti her gün yüzlerce ziyaretçiye boy gösteriyor.
Viyana orta Avrupa' nın ortasında yer alan iki kere kuşattığımız bir kere bile alamadığımız, kimilerine göre Avusturya' nın bana göre dinlemiyor olsam bile klasik müziğin başkenti. Nedense kışın gördüğümde yazlarının bile karanlık ve soğuk olduğunu düşündüğüm ama yazın gördüğümde yanıldığımı anladığım bunaltıcı derecede rutubetli olabilen kısa yolculuklarla Prag, Bratislava, Budapeşte ve Zagreb' e ulaşabildiğiniz dolayısı ile feth edilmesi neden önemli sorusunu belkide bu sayede anlayabildiğiniz bana göre her şeyin ortası İstemeden iyi bir tabir yakaladım burası hakikaten her şeyin ortası kahveler ne sıcak ne soğuk, kekler ne tatlı ne ekşi, insanlar ne yakın ne uzak, ne kadar insacılsa o kadar ırkçı, ne kadar kibarsa o kadar soğuk kaba tabir ile tavşan boku gibi bir millet ne kokar ne bulaşır. Viyana tarih süresince gösterdiği varlığı ile pek çok tarihi eseri barındıran turistik anlamda geze geze bitiremeyeceğiniz hele ki o 3 günlük turlar ile anlamsız olacak bir yer, bana kalırsa şehri tam anlamı ile görebilmek için bir hafta kalmak gerekli. Şehir pek çok büyük Avrupa kent gibi bir nehir kenarında ve Avrupa' da belki de en çok kentin kenarına kurulu olduğu Tuna (Donau) kıyısında yer alıyor. Diğer ülke ve şehirleri bilemem ama burada ilçeler numaraları ile anılıyor tipik alman sistematiği işte, halbuki hepsinin ismi var ama adamlar numaralar ile konuşmayı seviyorlar, toplam 23 ilçe var sanırım 24 ncüsünün kurulması planlanıyor çünkü Viyana bir nevii İstanbul tek farkı İstanbul Diyarbakırdan, Viyana Slovakya ve Türkiye' den göç alıyor ilçe numaraları bu ilçelerin kuruluş sırası ile ilintili, 1,2 ve 3. Viyana tabir edilen yerler en eski şehrin bulunduğu bölgeler buradaki binalar çoğunlukla 100 yıllık ama taştan yapılmalarından olsa gerek taş gibiler aslında şehirdeki binalarda genel bir eskilik var zaten her gelen Belediye Başkanı ki burada yönetimde biraz karışık yani Belediye Başkanı ile Kaymakam aynı kişi bir tip eyalet sistemi var, neyse her gelen belediyenin imkanları ile sosyal konutlar inşaa ettirmiş bunların içinde 1925 lerden günümüze kadar uzanan bir yelpaze var. Sosyal devlet tanımının anlamını bulduğu yerlerden birisi bu şehir. Dediğim gibi şehirde genel olarak bir eski havası var ve bu yaz harici zamanlarda şehri biraz kasvetli yapıyor
Venedik, Kuzey İtalya'nın doğusunda Adriyatik denizi kıyılarında karaya 4 kilometre uzunluğunda kara ve demiryolu köprüsü ile bağlanan, yaklaşık 118 adacık üzerine kurulu bir ada şehirdir. Venedik'te adacıkları birbirinden ayıran 170 kanal ve birbirine bağlayan 400 köprü bulunur.
Venedik, tarih boyunca Avrupa´nın en önemli ticaret başkentlerinden biri olmuştur. Venedikliler, Türklerden ve Araplardan öğrendikleri sayı sistemi ile ticaret aritmetiğini en üst düzeye çıkarmışlar ve bu nedenle bütün Avrupalı tacirler bu aritmetiği öğrenebilmek için Venedik'te açılan birçok okula gelerek eğitim almışlardır. Venedik nüfusu o dönemlerde 300.000 civarında iken günümüzde 72.000'e kadar düşmüştür ve halen azalmaktadır. Yaşlı nüfusun yoğunlukta olduğu Venedik, artık anakarada bulunan Mestre adı verilen yeni şehre doğru kaymaktadır. Venedik'te yaşayanların %50'den fazlası geçimlerini turizmden sağlamaktadırlar. Bugüne kadarki rekor bir günde 150.000 turisttir. Bu kadar turistik olması ve her şeyin deniz yoluyla taşınması sonucu fiyatlar İtalya'nın geneline göre daha pahalıdır
Görülecek yerler
Fondaco dei Turchi (Palazzo dei turchi) Türklerin yaptırdığı saray,çünkü o zamanlar ticaret olarak türkler çok önem taşıyordu.
Canal Grande (Grand Canal)
Grand CanalGrand Canal (Büyük Kanal) Venedik'e geldiğinizde öncelikli olarak görmeniz gereken, Venedik'in ana caddesidir. Venedik'in karaya bağlandığı noktadan kalkan Vaporetto'lardan birine bindiğinizde sizi, bu harika caddeden sürprizlerle dolu bir rüyaya taşıyacaktır. Evet, Grand Canal'da suların üzerinde süzülürken aklınızdan sıkça geçecek bir sorudur bu, acaba rüyada mıyım? Vapurunuz ilerledikçe ne tarafa bakacağınızı şaşırırsınız; bu durumda en iyisi bir gidiş bir de yukarı dönüş turu yapmaktır ki hiçbir şeyi kaçırmayasınız. Öncelikle, Venedik'in kendine has ev mimarisi sizi gülümsetir. Hepsi birbirinden güzel renklere boyanmış suların içinde yüzyıllardır solmayan çiçekler gibidirler ve sanki bunun farkındaymış gibi hepsinin cam içlerinde yine rengarenk çiçekler sizi karşılar. Bir an duraksarsınız bu evlerin kapılarının suya açıldığını farkedince. Grand Canal'dan turunuza devam ederken buraya açılan küçük kanalcıkları görürsünüz, bazıları sadece gondolların girebileceği genişliktedir. Yolunuz her iki yakasında kimisi baston şekerler gibi boyanmış kimi de ham kütük kazıklar görürsünüz ki bunlar teknelerin park yerleridir. Sular, gondollar, köprüler derken birden bire karşınıza çıkan San Marco Meydanı, katedral, kiliseler , Campanelli, Dükler Sarayı ve diğer ihtişamlı binalar Venedik'in bitmeyen güzellikleri olarak kendilerini gösterir.
Rialto Köprüsü
Rialto KöprüsüVenedik kentinin en renkli mekanlarından biridir. Yalnız iki yakayı birbirine bağlamakla kalmaz; aynı zamanda cıvıl cıvıl bir alışveriş mekanıdır. Rialto köprüsünün üzerinde, girişinde ve çıkışında birbirinden güzel cam eşyalar, maskeler, kuklalar, ayakkabı-çanta ve meyve sebzeden tutunda şekerleme ve çöreklere kadar satın alabilecek her şeyi bulabilirsiniz. Bütün bu alışveriş keyfinin ötesinde Rialto Köprüsü'nün üzerinden Grand Canal manzarası bir harikadır.
Günah Köprüsü Günah Köprüsü Dükler Sarayı ile Yeni hapishane arasında kapalı olarak inşa edilmiş bir köprüdür. İsmini muhtemelen buradan cezaevine giden mahkumların Venedik'e son kez bakmasından almıştır.
Sular yükselince balıklar karıncaları, çekilince karıncalar balıkları yer. Kimse bu gününe güvenmesin. Kimin kimi yiyeceğine suyun akışı karar verir...